Jul 3 2009

Akıntıya karşı...

Gönderen : Ömer Turhan (6:00 PM)
2 yorum
- Kategori : ERP

CfCube.com

 

Akıntıya karşı...

29 Haziran 2009 tarihli Aksiyon dergisinde sayfa 26-27'de yayınlanan Tuncer Çetinkaya'nın hazırladığı Prof. Mehmet Erdaş ile SAP'ı konu alan yazı hakkında kritik.
 
Aynı tarihte BusinessWeek dergisinin kapak konusu yaptığı Microsoft hakkındaki kapsamlı yazı ile karşılaştırdığımızda maalesef Türk medyası ve özelde dergiciliğinin içinde bulunduğu hazin durum bir kez daha çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. BusinessWeek Amerika edisyonundan çeviri yapılarak Türkiye'de yayınlanan sayıda Microsoft'u doğruları, yanlışları, iyi yanları, zaafları ve onu bekleyen zorluklar, fırsatlar objektif biçimde Peter Burrows tarafından kaleme alınmıştı. Merak edenler 28 Haziran tarihli BusinessWeek'e bakabilir.

Konuyu Sayın Akademisyen, SAP, yazar ve yayıncı olmak üzere 3 başlıkta ele alacağım.

1- Öncelikle Prof. Erdaş'ı anlamaya çalışalım. Yazıya göre vaktiyle hocası kendisine tembihte bulunmuş. "Müslüman bir kadınla evlen, yurtdışına gidersen o ülkelerde ne eğilim varsa öğren, ülkene dönüp tecrübeni aktar ve ülkene hizmet et". Belli ki Sayın Erdaş ecnebi memleketlerine gitmiş, eğilimleri öğrenmiş, ülkesine dönmüş. Anladığımız kadarıyla Alman/Avusturya memleketinde SAP öğrenmiş. Öğrenmenin ötesine geçmiş bir SAP "mümini" olmuş. Yabancılar yazılım teknolojilerinden bir firmaya veya bir teknolojiye aşırı bağlılık gösterenlere "evangelist" derler. Evangelist dini bir terimdir. Özellikle protestan mezhebine bağlı ve onun hakikatlerini yaymak üzere kendini adamış kimseler için kullanılır. Hocamız belli ki; koyu evangelist. Bizde güzel bir söz vardır: Şeyh uçmaz, mürid uçurur. Hocamız da şeyhini uçurdukça uçuruyor. Güya SAP kullanan firmalar 30 yıl sonrasını bile görebiliyormuş. Günümüzün çalkantılı ortamında gerçekten 30 yıl sonrasını görmek müthiş olurdu. Hülasa SAP uçuyormuş. Ama uçtuğunu gören yok. Bir bilim adamının markalar ve firmalar yerine yönetim stratejileri ve teknolojileri hakkında tarafgir olmayan açıklamalar yapması beklenir. Mesela bir tıp profesörü bir ilaç firması veya bir hastaneyi ballandıra ballandıra anlatsa onun bilim adamlığının güvenirliliği şüphe oluşturmaz mı?  Veyahut bir diyetisyen şu marka margarinden başka margarin tanımam derse komik duruma düşmez mi? SAP'ın reklamcısı  bile "SAP'ı alan yaptığı harcamanın 100 katını geri alır" deme cesaretini kendinde bulamaz. Kaldı ki bu iddia kendiliğinden sakat bir iddia. Azıcık işletme bilgisi olan herkes bilir ki; işletmelerin başarısını etkileyen faktörler fazlasıyla karmaşıktır. Yönetimin bilim mi sanat mı olduğu bile tartışma konusudur. Hal böyleyken muhterem hoca'nın iddialarını anlamak gerçekten imkansızdır. Diğer yandan Sayın Erdaş'ın SAP Evangelistliğini ülkeye hizmet etmek gibi milliyetçi bir ülkü olarak görmesi ise tam bir çelişki. Prof. Erdaş; anlaşılan o ki; hocasına verdiği sözü tutmamış. Müslüman bir kadınla evlenmek metaforu rahatlıkla okuyucu tarafından neden müslüman veya müslümanların yaptığı bir yazılımla haşır-neşir olmadığını hemen akla getirebilir. Nitekim benim aklıma geldi. Bir yandan müslüman bir söylem, bir yandan milliyetçi bir söylem ardından çıka çıka SAP çıkıyor. O vakit bizim sormamız icap eder. Saygıdeğer Hocam; kendiniz neden birşey yapmadınız, yapamadınız... Hiç değilse bari bu memleketin evlatlarının yaptığı bir uygulamayı öğrenemez miydiniz, destekleyemez miydiniz?... Onun için hocanın milliyetçi-maneviyatçı söylemi maalesef inandırıcılıktan yoksun... Ayrıca bir bilim adamından beklenen; gençlere öğrenmenin bizatihi değerli bir olgu olduğunu anlatacak düşünceler sunması. Saatte 100 Avro kazanmak, öğrenin işsiz kalırsanız yanıma gelin diye gençleri gaza getirmekten öte cümleler kurabilmeliydi. Ayrıca tüm dünyada giderek düşen SAP adam/gün hizmet fiyatlarından ve iş arayan SAP danışmanlarından haberdar olmamasına imkan yok. Zannımca hocamız neşrettiği kitabını duyurmak ve okur kitlesinin ilgisini çekmek için kantarın topuzunu kaçırmış. Elbette Prof. Erdaş'ın Türk firmalarına enformasyon teknolojilerini kullanarak rekabetçi güçlerini arttırmalarını tavsiye etmesi, farkındalık üretmesi güzel ve takdire şayan. Ancak bilinmesi lazım ki; bu teknolojiler, yordamlar tek bir firmanın tekelinde değildir. Affına sığınarak söylüyorum ki sapla saman karışmış...
 
2- Gelelim SAP'a. Prof. Erdaş'ın da belirttiği gibi System Application Product - SAP iş yönetimi yazılımlarından bazılarını üreten bir Alman şirketi. Zira iş yazılımları çok geniş bir alan ve bu alanın yazıda iddia edildiği gibi SAP tamamını kapsamıyor. SAP; mainframelerden client-server mimarilere doğru teknoloji evrilirken, MRP ERP gibi kavramlar dünyada(Amerika ve Kıta Avrupası)  itibar görmeye başlarken, Alman sanayininin desteğiyle sivrilmiş global bir şirkete dönüşmüş. Halihazırda ERP'de dünya lideri. Türkiye'nin en değerli 5 şirketinden daha fazla pazar değeri var. Globalizasyon SAP'ın büyümesine önemli katkılar sağladı. Çünkü başta Avrupalı şirketler global tüm iş birimlerinde SAP kullanmaya geçtikçe yaygınlığı arttı. Bu yaygınlaşmanın etkisiyle Türkiye gibi ülkelerde de 90'lardan itibaren ERP - Kurumsal Kaynak Planlama ihtiyacını gidermek üzere SAP önemli bir pazar payı elde etti. Başlangıçta Türkiye'nin büyükleri bu işe kaynak ayırdı. Son yıllarda ise SAP bir yandan fiyatları aşağı çekerken diğer yandan hedef kitlesini kobilere doğru çevirmeye başladı. 80'ler mainframe, 90'lar client-server, 2000'ler ise web teknolojilerinin yılları oldu. Önümüzde ise ses ve görüntüyle zenginleştirilmiş internet uygulamaları dönemi var. Amerika merkezli araştırma şirketi Gartner'a göre işletmeler temel olarak Ticari Mali Sistem, ERP, SCM, CRM, Ofis Üretkenlik, İşbirliği (proje yazılımları gibi), İletişim (mail, video konferans) Döküman ve İçerik Yönetimi, İş Süreçleri/İş Akışları Yönetimi, İş Zekası/Analitik Raporlama yazılımlarına ihtiyaç duyuyorlar. Kaldı ki B2B, B2C, Intranet, LMS gibi ihtiyaçları da ilave etmek lazım. Yine Gartner'ın bir başka araştırmasında ERP'nin işletme ihtiyaçlarının sadece %30'unu kapsadığı belirtiliyor. Her ne kadar SAP yukarıda saydığımız fonksiyonelliğe sahip olduğunu iddaa etsede pratikler ERP dışında firmaların birçok ihtiyacı gidermek için ek yazılımlar satın aldığını bunları SAP ile entegre etmek için hatırı sayılır paralar harcamak zorunda olduğunu gösteriyor. Nitekim SAP iki noktada önemli eleştiri alıyor. Basitleşen, kolaylaşan internet teknolojilerine uyum sorunu yaşıyor. Günümüzün iş dünyasının hızı için oldukça ağır kalıyor. Artık istisnai olanın istikrar olduğu hızlanan hızlanma etkisi denilen bir dünyada 80'lerin paradigmaları ile iş yapmak imkansız... "Çağdaş dünyada" hem ERP, hem SAP tartışılmaya başlandı. Bitmeyen implementasyonlar, uzun toplantılar, SAP'ın iş yaşamını  daha da zor kıldığını söyleyen binlerce blogcu. Facebook'a gençler sabah ek uygulamalar yazıp akşama doğru tüm dünya ile uygulamaları paylaşıyorlar. Bu başka bir dünya... 10 yıl önce sosyal marketing yoktu, browser tabanlı iş uygulamaları yoktu, cloud computing yoktu.  Teknoloji ve danışmanlık firmalarının akademik çevrelerin de desteğiyle ERP'ye iman edilmesi gerektiğini aksinin küfür olacağını savundukları dönemin sonundayız. Başarıya giden çok yol var. ERP olsa olsa bunlardan biri olabilir. SAP olsa olsa bu araçlardan sadece biri olabilir.

Konseptler de teknolojiler de değişti, değişiyor.  Görünen o ki SAP bu değişimin farkında ve baskısı altında. Tıpkı büyük bir translantik gibi yavaş manevra yapabiliyor. İşi oldukça zor. SAP alanların, kullananların işinin zor olduğu gibi... SAP'ta Microsoft gibi internet üzerinden ucuz yazılım hizmeti sunan rakiplerinin kuşatması altında. İnsanların ölümlü olduğu, devletlerin ölümlü olduğu gibi şirketlerinde ölümlü olduğu çıplak bir gerçek...

3- Haber-röportajı kaleme alan ve edit eden yazar arkadaşımızın niyetini elbette sorgulayamam ama konunun uzmanı olmadığı anlaşılıyor. Ben de aynı hatayı yapıp dergicilik konusunda ahkam kesmek, bir başka disipline girerek aynı hatayı yapmak istemem. Ancak yazılım ve işletme yönetimi formasyonu yanısıra gazetecilik dersleri de almış ve medya sorunları konusunda giriş seviyesinde çalışmalar yapmış biri olarak söyleyebilirim ki artık her konunun uzmanı olan gazeteciler devri kapanmalıdır. Herkes iyi bildiği alanlarda at koşturmalı, hiç değilse tefrik edecek düzeyde bilgiyle donanmış olmalıdır. Öte yandan "saate 100 Avro kazanmak kim istemez" gibi bir başlık konuyu bul karayı al parayı hafifliğine indirgiyor. Aksiyon gibi ciddi bir derginin reklam ile haber ayrımını bilecek editörleri olması lazım gelir. Ayrıca bu tip yazılar "yapılmışı var yapmaya ne gerek var" imajını zihinlere yerleştiriyor. Koreliler ve Japonların otomotiv, elektronik gibi birçok alanda global oyuncular olmaları yılın en kötü otomobili seçildiklerinde bile umursayıp çalışmaya devam etmeleri ile mümkün oldu. Öteden beri "Amerika'yı keşfetmeye gerek yok" fikri ile mücadele ediyorum. Unutmayalım ki Amerika'ya Colomb değil Amerika Vespuci adını verdi. Global ekonomi kağıt üzerinde herkese ve her işletmeye büyük fırsatlar sunuyor. Ama gelişmiş ekonomilere çok daha fazla. Yüksek giriş bariyerleri, tarife dışı engeller, sığ iç pazar, kendi ülkesinin ürettiğine itibar etmeyen kalabalıklar. Türk firmalarının global oyuncular olmalarının önemli engellerinden. Fakat en büyük engel zihinlerde... Öğrenmenin ve çalışmanın faziletini kavramakta zorlanan idiş edilmiş genç zihinlerin oluşmasına katiyetle müsamaha gösteremeyiz. Türkiye'nin bilişim alanında güçlenmesi bilgi çağında yaşamsal bir ihtiyaç. Aksiyon veya çizgisini bu toprakların değerleriyle özdeşleştirdiğini iddia eden tüm yayıncılar sorumluluklarının farkına varmalılar...

Asla hamaset yapmak istemem. Kapalı ve düşmanlık üzerine kurulu bir ekonomiyi  kesinlikle savunmuyorum. Bu sözleri rakibimizi yermek içinde etmedim. Sadece bizim de "kelimelerimiz" olmalı diyenlerdenim. Bazen "akıntıya karşı kürek çekebilmeli insan"...

Ömer Turhan / Workcube Kurucu Ortak

 

Yorumlar

ERDAL KILIÇ

ERDAL KILIÇ yazdı : 07/06/09 6:44 AM

Batının 'ilmini' almakla 'ürünlerini' almak arasında ki farkı ayırt edemeyen; 'öz değerlerini' sadece düşünce dünyasına indirgeyen, buna mukabil hayatın 'gerçek ihtiyaçlarını' 'dış değerlere' bağlayan bir algının hakim olduğu bir coğrafyadayız.
Başarı için; doğru çözümü, en uygun teknoloji ile en ucuza sağlamanın zorlukları ile mücadele kadar; 'yerli olana' güvensizliği 'yabancıya teslimiyet' ile katmerlenmiş hakim psikoljik mağlubiyet ile de mücadele esastır.
Çözüm satmak kadar; psikolojik güven, sosyolojik yetkinlik ve kamusal bilinçlenme terapilerini de sunulmalı anlaşılan.
Kürekleri sakın bırakmayın, kolunuza kuvvet...
Savaş Özmeriç

Savaş Özmeriç yazdı : 07/19/09 6:02 PM

Bilgilendirici ve ufuk açıcı değerlendirme olmuş. Teşekkürler.

Aynı habere sitemizden tepki gösterdik ve Aksiyon'nun haberini bu işe gönül vermiş herkes eleştirmeli.

Yorumunuzu YazInIz



(daha sonra görüntülenmeyecek)



Leave this field empty: