Kategori : ERP

Nov 3 2009

Dostun gülü yareliyor...

Sayın Erdaş'a gecikmiş cevap...

Devamı ...

1 yorum - Gönderen : Ömer Turhan (9:30 PM) - Kategori : ERP

Jul 11 2009

ERP Kavramı Yeniden Yorumlanıyor.

Bir şirketin başarısı departmanlarının, çalışanlarının veya verilerinin değil süreçlerinin mükemmelliğinde yatar. İş süreci dediğimiz kavram birden fazla katılımcının içinde yer aldığı organize işler dizisini ifade eder. Bu katılımcılar da sadece kurumdaki çalışanlarla sınırlı değil. Günümüz global dünyasında artık hiçbir şirket bağımsız bir ada değil. Aksine tedarikçiler, müşteriler, kardeş şirketler ve hatta rakiplerden oluşan ve birbirine sıkı sıkıya bağlı birer takımada olarak varlıklarını sürdürebilecekler.

Globalleşmenin etkileri ve son 40 yılda teknoloji alanında yaşanan ilerlemeler değişimin hızını ve iş dünyasındaki rekabetin sertliğini daha da arttırdı. Bu hızlı değişime karşılık teorisyenler de şirketlerin başarılarını  arttırmak için yepyeni fikirlerle karşımıza çıktılar ve çıkmaya devam ediyorlar. Neler var bu teorilerin içinde? "Toplam Kalite Yönetimi", "Kalite Çemberleri", "Sürekli Süreç İyileştirme", "6 Sigma Yaklaşımı" ve daha sayabileceğimiz pek çok kavram. 

Bu kavramlara baktığımızda ise hepsinde şu ortak temayı görmek mümkün "daha etkin ve efektif organizasyonlar yönetebilmede, iş süreçlerinin oynadığı büyük rol."  Bütün iş süreçlerinizi ERP ile yönetebilir misiniz?

Bütün işletmeler günlük operasyonlarda birbirinden bağımsız veya birbiriyle ilişkili iş süreçleriyle karşı karşıya. Bu süreçler çoğu işletmede e-maillerde, not kağıtlarında ve hatta çalışanların kafalarında şekilleniyor ve gerçekleşiyor.  

Geçmişe baktığımızda işletmeler iş süreçlerini yönetmek için, iş süreçleriyle ilişkili veri ve bilgileri yakalayabilmek adına çareyi klasik ERP çözümlerinde aradılar. Oysa tipik bir ERP'nin tek başına bir işletmenin bütününü kapsayacak bir çözüm olmaya yaklaşması mümkün değil. Ürün, üretim, sipariş işleme ve bunlarla ilişkili diğer işlemleri kapsayan klasik ERP çözümleri kurumların bütünlüklü bir resmini ortaya koymada tamamen yetersiz durumda. 

Son kırk yılda şirketler daha çok organizasyonel yapıları ve departmanlarının özel fonksiyonları ile uyumlu teknolojik sistemler inşa ettiler. Satın alma, üretim, pazarlama, satış ve müşteri hizmetleri gibi departmanların hepsi de kendi veri tabanları üzerine inşa edilmiş ve sadece o departmanın ve aktivitelerinin performansını optimize etmek üzere özelleştirilmiş kendi sistemlerine sahip oldular.
 
Tüm bu aktivitelerin sadece birer parçası olduğu süreçlerin uçtan uca yönetilmesine iş geldiğinde kurumlar kendilerini tüm bu uygulamalar içinde kaybolmuş vaziyette buldular. şirketler iş süreçlerine odaklanmaya başladıklarında ise ilk olarak şunu keşfettiler. "Ellerindeki sistemler, kurumlarının sadece bir parçasını destekliyor." 

Diğer yandan, Gartner araştırmaları günümüze kadar gelen ERP uygulamalarının bir organizasyonun sadece %30'unu kapsayabildiğini, geri kalan %70'lik kısmın ise manuel olarak yürütüldüğünü ortaya koyuyor.
Günümüzün global işletmelerinde, satın alma talebi doldurmaktan, iş ortaklarıyla ilişkilerin yürütülmesine, müşteri şikayetlerinin giderilmesinden dökümanların onaylatılmasına kadar ERP'nin kapsama alanı dışında kalan yüzlerce farklı iş süreci oluşmakta. Tek tek iş süreçlerinin ve genel organizasyonun etkinliği ise bu farklı işlerin birbiriyle ve organizasyonun genel hedefleriyle entegre edilmesinde yatıyor.

0 yorum - Gönderen : Ömer Turhan (5:18 PM) - Kategori : Workcube | ERP

Jul 3 2009

Akıntıya karşı...

 

Akıntıya karşı...

29 Haziran 2009 tarihli Aksiyon dergisinde sayfa 26-27'de yayınlanan Tuncer Çetinkaya'nın hazırladığı Prof. Mehmet Erdaş ile SAP'ı konu alan yazı hakkında kritik.
 
Aynı tarihte BusinessWeek dergisinin kapak konusu yaptığı Microsoft hakkındaki kapsamlı yazı ile karşılaştırdığımızda maalesef Türk medyası ve özelde dergiciliğinin içinde bulunduğu hazin durum bir kez daha çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. BusinessWeek Amerika edisyonundan çeviri yapılarak Türkiye'de yayınlanan sayıda Microsoft'u doğruları, yanlışları, iyi yanları, zaafları ve onu bekleyen zorluklar, fırsatlar objektif biçimde Peter Burrows tarafından kaleme alınmıştı. Merak edenler 28 Haziran tarihli BusinessWeek'e bakabilir.

Konuyu Sayın Akademisyen, SAP, yazar ve yayıncı olmak üzere 3 başlıkta ele alacağım.

1- Öncelikle Prof. Erdaş'ı anlamaya çalışalım. Yazıya göre vaktiyle hocası kendisine tembihte bulunmuş. "Müslüman bir kadınla evlen, yurtdışına gidersen o ülkelerde ne eğilim varsa öğren, ülkene dönüp tecrübeni aktar ve ülkene hizmet et". Belli ki Sayın Erdaş ecnebi memleketlerine gitmiş, eğilimleri öğrenmiş, ülkesine dönmüş. Anladığımız kadarıyla Alman/Avusturya memleketinde SAP öğrenmiş. Öğrenmenin ötesine geçmiş bir SAP "mümini" olmuş. Yabancılar yazılım teknolojilerinden bir firmaya veya bir teknolojiye aşırı bağlılık gösterenlere "evangelist" derler. Evangelist dini bir terimdir. Özellikle protestan mezhebine bağlı ve onun hakikatlerini yaymak üzere kendini adamış kimseler için kullanılır. Hocamız belli ki; koyu evangelist. Bizde güzel bir söz vardır: Şeyh uçmaz, mürid uçurur. Hocamız da şeyhini uçurdukça uçuruyor. Güya SAP kullanan firmalar 30 yıl sonrasını bile görebiliyormuş. Günümüzün çalkantılı ortamında gerçekten 30 yıl sonrasını görmek müthiş olurdu. Hülasa SAP uçuyormuş. Ama uçtuğunu gören yok. Bir bilim adamının markalar ve firmalar yerine yönetim stratejileri ve teknolojileri hakkında tarafgir olmayan açıklamalar yapması beklenir. Mesela bir tıp profesörü bir ilaç firması veya bir hastaneyi ballandıra ballandıra anlatsa onun bilim adamlığının güvenirliliği şüphe oluşturmaz mı?  Veyahut bir diyetisyen şu marka margarinden başka margarin tanımam derse komik duruma düşmez mi? SAP'ın reklamcısı  bile "SAP'ı alan yaptığı harcamanın 100 katını geri alır" deme cesaretini kendinde bulamaz. Kaldı ki bu iddia kendiliğinden sakat bir iddia. Azıcık işletme bilgisi olan herkes bilir ki; işletmelerin başarısını etkileyen faktörler fazlasıyla karmaşıktır. Yönetimin bilim mi sanat mı olduğu bile tartışma konusudur. Hal böyleyken muhterem hoca'nın iddialarını anlamak gerçekten imkansızdır. Diğer yandan Sayın Erdaş'ın SAP Evangelistliğini ülkeye hizmet etmek gibi milliyetçi bir ülkü olarak görmesi ise tam bir çelişki. Prof. Erdaş; anlaşılan o ki; hocasına verdiği sözü tutmamış. Müslüman bir kadınla evlenmek metaforu rahatlıkla okuyucu tarafından neden müslüman veya müslümanların yaptığı bir yazılımla haşır-neşir olmadığını hemen akla getirebilir. Nitekim benim aklıma geldi. Bir yandan müslüman bir söylem, bir yandan milliyetçi bir söylem ardından çıka çıka SAP çıkıyor. O vakit bizim sormamız icap eder. Saygıdeğer Hocam; kendiniz neden birşey yapmadınız, yapamadınız... Hiç değilse bari bu memleketin evlatlarının yaptığı bir uygulamayı öğrenemez miydiniz, destekleyemez miydiniz?... Onun için hocanın milliyetçi-maneviyatçı söylemi maalesef inandırıcılıktan yoksun... Ayrıca bir bilim adamından beklenen; gençlere öğrenmenin bizatihi değerli bir olgu olduğunu anlatacak düşünceler sunması. Saatte 100 Avro kazanmak, öğrenin işsiz kalırsanız yanıma gelin diye gençleri gaza getirmekten öte cümleler kurabilmeliydi. Ayrıca tüm dünyada giderek düşen SAP adam/gün hizmet fiyatlarından ve iş arayan SAP danışmanlarından haberdar olmamasına imkan yok. Zannımca hocamız neşrettiği kitabını duyurmak ve okur kitlesinin ilgisini çekmek için kantarın topuzunu kaçırmış. Elbette Prof. Erdaş'ın Türk firmalarına enformasyon teknolojilerini kullanarak rekabetçi güçlerini arttırmalarını tavsiye etmesi, farkındalık üretmesi güzel ve takdire şayan. Ancak bilinmesi lazım ki; bu teknolojiler, yordamlar tek bir firmanın tekelinde değildir. Affına sığınarak söylüyorum ki sapla saman karışmış...
 
2- Gelelim SAP'a. Prof. Erdaş'ın da belirttiği gibi System Application Product - SAP iş yönetimi yazılımlarından bazılarını üreten bir Alman şirketi. Zira iş yazılımları çok geniş bir alan ve bu alanın yazıda iddia edildiği gibi SAP tamamını kapsamıyor. SAP; mainframelerden client-server mimarilere doğru teknoloji evrilirken, MRP ERP gibi kavramlar dünyada(Amerika ve Kıta Avrupası)  itibar görmeye başlarken, Alman sanayininin desteğiyle sivrilmiş global bir şirkete dönüşmüş. Halihazırda ERP'de dünya lideri. Türkiye'nin en değerli 5 şirketinden daha fazla pazar değeri var. Globalizasyon SAP'ın büyümesine önemli katkılar sağladı. Çünkü başta Avrupalı şirketler global tüm iş birimlerinde SAP kullanmaya geçtikçe yaygınlığı arttı. Bu yaygınlaşmanın etkisiyle Türkiye gibi ülkelerde de 90'lardan itibaren ERP - Kurumsal Kaynak Planlama ihtiyacını gidermek üzere SAP önemli bir pazar payı elde etti. Başlangıçta Türkiye'nin büyükleri bu işe kaynak ayırdı. Son yıllarda ise SAP bir yandan fiyatları aşağı çekerken diğer yandan hedef kitlesini kobilere doğru çevirmeye başladı. 80'ler mainframe, 90'lar client-server, 2000'ler ise web teknolojilerinin yılları oldu. Önümüzde ise ses ve görüntüyle zenginleştirilmiş internet uygulamaları dönemi var. Amerika merkezli araştırma şirketi Gartner'a göre işletmeler temel olarak Ticari Mali Sistem, ERP, SCM, CRM, Ofis Üretkenlik, İşbirliği (proje yazılımları gibi), İletişim (mail, video konferans) Döküman ve İçerik Yönetimi, İş Süreçleri/İş Akışları Yönetimi, İş Zekası/Analitik Raporlama yazılımlarına ihtiyaç duyuyorlar. Kaldı ki B2B, B2C, Intranet, LMS gibi ihtiyaçları da ilave etmek lazım. Yine Gartner'ın bir başka araştırmasında ERP'nin işletme ihtiyaçlarının sadece %30'unu kapsadığı belirtiliyor. Her ne kadar SAP yukarıda saydığımız fonksiyonelliğe sahip olduğunu iddaa etsede pratikler ERP dışında firmaların birçok ihtiyacı gidermek için ek yazılımlar satın aldığını bunları SAP ile entegre etmek için hatırı sayılır paralar harcamak zorunda olduğunu gösteriyor. Nitekim SAP iki noktada önemli eleştiri alıyor. Basitleşen, kolaylaşan internet teknolojilerine uyum sorunu yaşıyor. Günümüzün iş dünyasının hızı için oldukça ağır kalıyor. Artık istisnai olanın istikrar olduğu hızlanan hızlanma etkisi denilen bir dünyada 80'lerin paradigmaları ile iş yapmak imkansız... "Çağdaş dünyada" hem ERP, hem SAP tartışılmaya başlandı. Bitmeyen implementasyonlar, uzun toplantılar, SAP'ın iş yaşamını  daha da zor kıldığını söyleyen binlerce blogcu. Facebook'a gençler sabah ek uygulamalar yazıp akşama doğru tüm dünya ile uygulamaları paylaşıyorlar. Bu başka bir dünya... 10 yıl önce sosyal marketing yoktu, browser tabanlı iş uygulamaları yoktu, cloud computing yoktu.  Teknoloji ve danışmanlık firmalarının akademik çevrelerin de desteğiyle ERP'ye iman edilmesi gerektiğini aksinin küfür olacağını savundukları dönemin sonundayız. Başarıya giden çok yol var. ERP olsa olsa bunlardan biri olabilir. SAP olsa olsa bu araçlardan sadece biri olabilir.

Konseptler de teknolojiler de değişti, değişiyor.  Görünen o ki SAP bu değişimin farkında ve baskısı altında. Tıpkı büyük bir translantik gibi yavaş manevra yapabiliyor. İşi oldukça zor. SAP alanların, kullananların işinin zor olduğu gibi... SAP'ta Microsoft gibi internet üzerinden ucuz yazılım hizmeti sunan rakiplerinin kuşatması altında. İnsanların ölümlü olduğu, devletlerin ölümlü olduğu gibi şirketlerinde ölümlü olduğu çıplak bir gerçek...

3- Haber-röportajı kaleme alan ve edit eden yazar arkadaşımızın niyetini elbette sorgulayamam ama konunun uzmanı olmadığı anlaşılıyor. Ben de aynı hatayı yapıp dergicilik konusunda ahkam kesmek, bir başka disipline girerek aynı hatayı yapmak istemem. Ancak yazılım ve işletme yönetimi formasyonu yanısıra gazetecilik dersleri de almış ve medya sorunları konusunda giriş seviyesinde çalışmalar yapmış biri olarak söyleyebilirim ki artık her konunun uzmanı olan gazeteciler devri kapanmalıdır. Herkes iyi bildiği alanlarda at koşturmalı, hiç değilse tefrik edecek düzeyde bilgiyle donanmış olmalıdır. Öte yandan "saate 100 Avro kazanmak kim istemez" gibi bir başlık konuyu bul karayı al parayı hafifliğine indirgiyor. Aksiyon gibi ciddi bir derginin reklam ile haber ayrımını bilecek editörleri olması lazım gelir. Ayrıca bu tip yazılar "yapılmışı var yapmaya ne gerek var" imajını zihinlere yerleştiriyor. Koreliler ve Japonların otomotiv, elektronik gibi birçok alanda global oyuncular olmaları yılın en kötü otomobili seçildiklerinde bile umursayıp çalışmaya devam etmeleri ile mümkün oldu. Öteden beri "Amerika'yı keşfetmeye gerek yok" fikri ile mücadele ediyorum. Unutmayalım ki Amerika'ya Colomb değil Amerika Vespuci adını verdi. Global ekonomi kağıt üzerinde herkese ve her işletmeye büyük fırsatlar sunuyor. Ama gelişmiş ekonomilere çok daha fazla. Yüksek giriş bariyerleri, tarife dışı engeller, sığ iç pazar, kendi ülkesinin ürettiğine itibar etmeyen kalabalıklar. Türk firmalarının global oyuncular olmalarının önemli engellerinden. Fakat en büyük engel zihinlerde... Öğrenmenin ve çalışmanın faziletini kavramakta zorlanan idiş edilmiş genç zihinlerin oluşmasına katiyetle müsamaha gösteremeyiz. Türkiye'nin bilişim alanında güçlenmesi bilgi çağında yaşamsal bir ihtiyaç. Aksiyon veya çizgisini bu toprakların değerleriyle özdeşleştirdiğini iddia eden tüm yayıncılar sorumluluklarının farkına varmalılar...

Asla hamaset yapmak istemem. Kapalı ve düşmanlık üzerine kurulu bir ekonomiyi  kesinlikle savunmuyorum. Bu sözleri rakibimizi yermek içinde etmedim. Sadece bizim de "kelimelerimiz" olmalı diyenlerdenim. Bazen "akıntıya karşı kürek çekebilmeli insan"...

Ömer Turhan / Workcube Kurucu Ortak

 

2 yorum - Gönderen : Ömer Turhan (6:00 PM) - Kategori : ERP

Jul 1 2009

Entegrasyon değil konsolidasyon!



İşinizi zorlaştırmayın!
Entegrasyon değil konsolidasyon.


Bugün işletmelerin en önemli problemlerinden biri bilgi teknolojilerini daha iyi ve daha etkin yönetim yapacak şekilde kullanmak. Artık bilgi teknolojileri kullanmadan işleri sürdürmek imkansız hale geldi. Diğer yandan teknoloji rekabetçi bir güç olarak rakiplerin önüne geçmeyi sağlayan faktörlerin başında. Ancak mevcut yerleşik anlayışlarla hareket edildiğinde iş gerçekten zor. Sebebi karmaşıklaşmış bilgi teknolojileri...


Mesela tipik bir işletmeyi ele alalım. Bu işletmenin ihtiyaçlarını birlikte sıralayalım. Bu ihtiyaçları öncelikle donanım ve yazılım olarak 2 kategoriye bölebiliriz.

Bu işletmenin 7 gün 24 saat sürekli on-line, on-time bir ağa ihtiyacı var. Bu switchler, modemler, hublar demek. Bu ağ üzerinde koşan sunucular, yedekleme sistemleri, güvenlik duvarları gibi diğer fiziksel altyapılarında uyum içinde kesintisiz çalışması gerekli.

Bu fiziksel altyapının üstünde işletim sistemleri, veritabanları, güvenlik uygulamaları gibi altyapı yazılımları çalışır. Buraya kadar anlattığım şeyler size karmaşık geliyorsa henüz karmaşayı dinlemediniz. Şimdi işi biraz daha karmaşık hale getiren diğer problem alanlarına değineyim.

Şimdi size iş dünyasının problemlerini çözmek için ortaya çıkmış karmaşık ve eklektik iş yazılımlarından bahsedeyim. Her işletme bir ticari-mali sistem yazılımına ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç bir adım daha ileri götürüldüğünde ERP yani Kurumsal Kaynak Planlama uygulaması adını alır. ERP ile daha etkin üretim, stok ve finans yönetimi amaçlanır. Ancak ERP'ler yaygın ve yanıltıcı iddiaların aksine bir işletmenin tüm iş ihtiyaçlarını karşılamazlar.

Sözgelimi Müşteri İlişkileri Yönetimi yani bilinen adıyla CRM uygulamaları ERP'nin önüne gelir. Çünkü ERP'ler genelde süreçlere sipariş ile başlarlar. Oysa işletmeler siparişten önce teklif, tekliften önce fırsat, fırsattan önce lead yani potansiyel ondan önce kampanya yönetimi ve diğer pazarlama araçlarına ihtiyaç duyarlar. İşletmelerin cansuyu satıştır. Satışı geliştirmek isteyen her işletme doğal olarak CRM'e ihtiyaç duyar.

ERP+CRM maalesef yeterli olmaz.

Satış sonrası hizmet gerektiren, garanti takibi yapan, bakım destek hizmetleri veren işletmelerde tipik bir CRM'de yeterli olmaz. Çünkü Servis Yönetimi doğal olarak yedek parça, seri numaraları, seri sonları, servis hizmet ve kalemlerinin faturalanması problemlerini doğurur ki; bu bilgilerin çoğuda ERP içindedir. Ayrıca Satış Gücü Yönetimi genellikle CRM'lerin içinde yer alır. Ancak satış gücü demek iş gücü:insan gücü anlamına gelir ki bu durum; kaçınılmaz olarak yetenekli bir HR yani İnsan Kaynakları yazılımına ihtiyaç doğurur. ERP'lerde olan İK uygulamaları Bordro sisteminden öteye çoğunlukla geçmediğinden işe alım, planlama, performans yönetimi gibi alanlar açıkta kalır.

İK yazılımlarında ise eğitim yönetim sistemi güdüktür. Üstelik sadece çalışanlara eğitim vermek yetmez, iş ortaklarının eğitim ihtiyaçlarını da karşılamak lazım gelir. İyi bir LMS yani eğitim yönetim sistemi işletmenin koolektif IQ'sünü yükseltir. Video ve sesle zenginleştirilmiş içerikler, sınavlar, müfredat vs. vs... Şimdiden söyleyeyim açıkta kalan her alanda imdada excel yetişir. Ama zengin media uygulamaları hariç...

Bazı işletmelerde ise iç kaynaklarla sürekli ek yazılımlar ve yamalar yapılmaya çalışılır. Bu çok daha büyük tehlike anlamına gelir. İhtiyaçlar hiç bitmez. Keşke ihtiyaçlar bu seviyede kalsa...

Bu arada işletmede bir sürü otomobil, kamyonet gibi araç, bilgisayarlar, makinalar, klimalar, mobilyalar gibi fiziki varlıkların artık sistemli bir biçimde takip edilmesi, zimmetlenmesi ve harcamalarının kontrol altına alınması bakımlarının yapılması, sigortalarının hatırlatılması gerektiği ortaya çıkar. Her derde deva ERP içindeki Sabit Kıymetler modülünün bu iş için uygun olmadığı gerçeği ortaya çıkarır. O vakit; Fiziki Varlık ve Bakım Yönetimi yazılımı almanın zamanı geldiğine karar verilir. Bu fiziki varlık Yönetim sistemi ERP ve HR ile senkronize edilmezse mükerrer işlemlerden yorgunluk olur, verim düşer. Size bu uygulamayı satan tedarikçiniz entegrasyonun kolay olduğunu size söylemiştir. Evet teoride kolaydır. Pratikte ise “şeytan ayrıntılarda gizlidir”

Şimdi elimizde ERP, CRM, HR, LMS, Servis Yönetimi ve Fiziki Varlık Yönetimi var. Bu arada bahse konu bu sistemler ile mail sisteminizi birleştirmek için teker teker uğraşılmıştır. Mail sistemiyle birlikte işletmeniz için bir merkezi network ajandanın iyi olacağı düşünüldüğünden bir calender/takvim uyulaması ile başlayan hikaye giderek bir Proje ve Görev Yönetimi ardından çalışanlarınızın işte geçirdikleri vakti anlamaya yarayan zaman yönetimi sorununu tetikler. Yaşasın X marka proje yazılımınız hayırlı olsun. Fakat inşaat işlerinizi, mağaza açılışınızı, kurumsal gelişim projelerinizi yöneteceğiniz proje yazılımınızda küçük bir sorununuz var. Zaman, kaynak, aktivite bağlamında stok, insan kaynakları, finans ve operasyonlarla bütünleştiremediğiniz bir proje yazılımı ancak size planları verir. Gerçekleşeni vermez. Örneğin proje bazında karlılık nedir, maliyet nedir, bu projeden dolayı kime ne borcumuz var, sorusunun gerçek cevabı içinde yoktur.

İşletme içinde genç çalışanlar herkesin intraneti var niye bizim yok demeye başladığında yeni bir masrafa hazırlanın. Intranetlerde çalışanlar self-servis izin talebi girer, iç yazışmalar yapar, forumlarda tartışır, işletme kuralları anlatılır, yardım masası olur, elektronik belgeler paylaşılır. Çağdaş işletmelerde ıntranetler kurumsal hafıza anlamına gelir, diğer yandan Knowledge Base Managemet denilen bilgi yönetimi de bu işin bir parçasıdır. Doğal olarak Intranet bir internet türevi olduğu için bir kurum içi web sayfası tadında gözükür. İster Intranet olsun ister kurumsal web sitesi tüm bu işleri yapmak temelde CMS yani içerik yönetim sistemleri ile mümkündür. Şanslıysanız Intranetinizi kurmadan önceki satın aldığınız uygulamalarda web tabanlıdır. Çünkü web teknolojileri bilgi yaymanın ve toplamanın şu an için bilinen en iyi yoludur. Eğer intanetiniz yoksa muhtemelen file server yani dosya sunucu kulanarak herkesin erişebildiği bir sunucuda bir dizinde klasörleme yaparak bilgileri paylaşmaya gayret ediyorsunuzdur. Burada da önemli bir sorun var. Uzak ofislerinizin bu klasörlere erişmesi ve paylaşım zorluklar içerir. Hayat zordur...

Bu meyanda  size signle-sign on parantezi açayım. Örneğin bu kadar sisteme kullanıcı açmak sistem yöneticilerine zul gelmeye başlar. Bu durumda LDAP veya onun bir türevi olan Active Directory teknolojisi imdada yetişir. Ana amaç şudur; bir kullanıcı bilgisayarını açtığında kullanıcı adını ve şifresini girdiğinde masaüstünde neler görüneceği dahil yetki verilmiş tüm uygulamalara single-sign on yani tek şifre girişiyle her işlemi gerçekleştirmek. Unutmayın ki bu da bir iştir ve çoğunlukla lokal networkler için geçerlidir. Geniş coğrafyalarda oluşturulmuş VPN denen özel sanal ağlarda bu iş karışık bir meseledir.

Parantezi kapatıp tekrar CMS'e döneyim. Eğer CMS yoksa dışa dönük web siteleri yani extranet ve internet siteleri kurmak imkansızdır. Ancak bir işletmenin bayii-servis-tedarikçi-kurumsal müşteri gibi iş ortakları için yapmayı düşündüğü B2B veya B2C sitesi kurmak için ise tekbaşına CMS – İçerik Yönetim Sistemi maalesef yetmez. Çünkü bu gibi extranetlerde ürün bilgisi, fiyat, stok, cari hesap bilgisi, şikayet, sipariş vb. Birçok arka ofis uygulamasında oluşturulmuş bilgilerin paylaşılması veya girilmesi zarureti oluşur. Ayrıca online satış, tahsilat, sevkiyat takip gibi diğer 3. parti kurumlarla web tabanlı etkileşim gerekir. Genellikle işletmeler bu işi yaptırmak üzere bir web şirketine başvurur. Uzun, yorucu ve arka ofislerle bütünleşik olmayan web sitelerinizin sorunlarını yönetmeye hazır olun. Rastladığınız tüm reklamlar mutluluk vaad ediyordu. Ama siz acı çekiyorsunuz. Bedel ödemeye devam edin. Mutluluk bulutların ötesinde...

Lütfen bu kadar çok yazılımın, mantığın ve mimarinin olduğu yerde bunları entegre etmeye çalışmayın. Bu sizin için imkansızdır. Ama size BPM ve BI diye iki kategoride yazılım önerilecektir. BPM – İş süreçleri Yönetimi veya İş akışlarını düzenleyen uygulamalardır. Bu uygulamalar tekbaşlarına hiçbir işe yaramazlar. Örneğin ERP fonksiyonları üzerinde bir iş akışı düzenlemek ERP ile BPM arasında mükemmel uyumluluğu zorunlu kılar. Diğer yandan yaşam değişir, iş pratikleri değişir ve iş akışları asla mükemmel olamazlar. Mükemmel iş akışı veya süreç tasarımı daha çok danışmanların uydurduğu bir fenomendir. Siz “kabul edilebilir kalite seviyesi ve sürekli tedrici iyileşme” yaklaşımını benimsemelisiniz.

BI yani Business Intelligence yani iş zekası uygulamaları da temelde raporlama sistemleridir. Elimizdeki ERP, CRM, HR, PAM, Servis, Proje, LMS, CMS, Intranet, B2B, B2C ve diğer ek yazılımlarda oluşan bilgiler birbirinden kopuk bilgi adacıkları oluşturur. Bu bilgileri konsolide etmek, burada analitik raporlar ve tahminler geliştirmek teorik olarak kolay görülür. Gerçekten de öyledir. Demin saydığım yazılımların hepsinin altında çalışan bir veritabanı vardır. İlişkisel veritabanlarında SQL yani yapısal sorgulama dili adı verilen bir endüstri standartı vardır. SQL bilen herkes bu uygulamaların veritabanlarına bağlanarak istediği sorguyu çalıştırır, raporu alır. Yalnız tek bir şartı var bu işin. Bu veritablanarının içinde hangi verinin hangi alanda tutulduğunu bilmiyorsanız samanlıkta iğne ararsınız...

Bu karmaşa ile başa çıkmanız imkansızdır. Bu karmaşayı alt edebilirsiniz ama çok para harcarsınız. Büyük paralar harcayıp bu kadar çok yazılım satınalmışsanız muhtemelen yakında tüm bu sistemleri çöpe atacağınıza bahse girerim.

Size kullanımı kolay, yürülüğe alması kolay, sürdürülmesi kolay yeni nesil bütünleşik bir iş uygulaması lazım. Size Workcube lazım...

Ömer Turhan / Workcube Kurucu Ortak

1 yorum - Gönderen : Ömer Turhan (3:50 PM) - Kategori : Workcube | ERP

Jun 10 2009

Workcube Teknolojisi

Workcube mimarisi dünya standartları üzerine kuruludur. WorkCube; ColdFusion ve Java ile geliştirilmiş, J2EE ve .Net standartlarına aynı anda destek veren yegane platformdur.

Devamı ...

0 yorum - Gönderen : Yunus Özay (1:01 PM) - Kategori : Workcube | ERP

Jun 5 2009

ERP’nin Tarihçesi ve Workcube

      İster ERP, ister ERP II olarak, istersek de E-Business olarak tanımlayalım, bugün gelinen noktada ihtiyaç şu ki; bir kurumsal bilgi sistemi sadece işletme içi iş süreçleri için değil, tüm çalışanlar, tedarikçiler, müşteriler ,iş ortakları içinde çözüm olacak kapasitede olmalıdır.Yani hem back office(işletme içi), hemde front office(işletme dışı) tüm kaynakları yönetebilecek kapasitede olmalıdır.

MRP-----> MRP-II -----> ERP-----> E-Business-ERP II (Workcube) 

Devamı ...

0 yorum - Gönderen : Emre BİRCAN (11:41 AM) - Kategori : Workcube | ERP